5 Saat
Ege Turları
15 kişiler
Bursa
ikya veya Lisiya (LİKÇE 𐊗𐊕𐊐𐊎𐊆𐊖. Trm̃mis; YUNACA Λυκία, Lykía), ANADOLUNUN nun TEKE YARIMADASINI nı kapsayan antik bir bölgedir. Likya, aynı zamanda bu bölgedeki antik kentlerin oluşturduğu bir FEDERASYONUN ve daha sonra da ROMA İMPARATORLUĞU’nun bir eyaletidir. Likya "Işık Ülkesi" anlamına gelmektedir.
HİNT-AVRUPALI Luviler ile bağlantılı olduğu düşünülen ve tarihte bilinen ilk DEMOKRATİK birliği kurmuş olmakla bilinen LİKYALILAR, farklı şehirlerden bir araya gelmiş olmalarına rağmen ortak bir kültür yaratmış ve var oldukları sürece bunu paylaşıp yaşatmışlardır. Bölge daha sonra helenleşmiş ve PERSLER,MAKEDONYA ve Romalılar gibi çeşitli halklar tarafından işgal edilmiş ve kontrol edilmiştir.
Bölge ANTALYA 'nın batısını, MUĞLA 'nın güneydoğusunu ve DENİZLİ ile BURDUR 'un güneyini kapsar. Tarihsel olarak sınırları batıda Dalaman Çayı, doğuda bugünkü KEMER ile sınırlıdır. En kuzeyi Burdur'un GÖLHİSAR ilçesidir. TOROS DAĞLARI nı da içeren bu bölgenin yüksekliği AKDAĞLAR ve BEYDAĞLARI gibi noktalarda 3000 metreyi aşar. Kıyı kesimi hem çeşitli koy ve körfezlerle, hem de masmavi deniz ve parlak kumları ile görsel bir ziyafet sunar. Likya tarihte, kuzey ve kuzeybatıda KARYA (Caria) ile, kuzeydoğuda ve doğuda PAMFİLYA (Pamphilia) ve PİSİDYA (Pisidia), kuzeyde FRİGYA (Phyrgia) ile çevrilmiştir.
Tarih boyunca sınırları değişkenlik göstermekle beraber, hem o döneme ait çeşitli yazıtlardan, hem de kentlerin sahip olduğu ana karakterlerden (mezarlar, vb) Likya kentlerini ayırt etme imkanına sahibiz. Doğal olarak en çok tartışma Karya, Pisidya ve Pamfilya sınırlarına yakın olan kentler üzerine olmuş, ancak tarihçiler aşağıdaki kentlerin Likya kentleri olduğu konusunda genel bir fikir birliğine varmışlardır.
Likyalılar’ın, MÖ 3. binyılın ikinci yarısında Anadolu'ya gelen ve 2. binyıl boyunca Güney Anadolu bölgesinde yaşamış ve Anadolu’nun en eski Hint-Avrupa kökenli halkı olan Luviler’in dağılmasından sonra bir kısmının devamı olduğu söylenir. Luvi dilinin Hititçe’yle yakınlığı ve Luviler’in de Hititliler’le akraba olduğu göz önünde bulundurulursa Likçe’nin de Hititçe’ye olan bağlantısı anlaşılır. Hitit dilinde Likya’nın adı Lukka’dır.
En başından beri Yunanların saldırılarına karşılık verebilen Likyalılar, MÖ 6. yüzyılda Persler tarafından işgal edilmiştir. Ancak MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender çıktığı “Doğu Seferi” dâhilinde bu bölgeyi de ele geçirmiştir. İskender’in ölümü ile generallerinden Ptolemaios bu bölgeyi almıştır ancak varlığını eskisi gibi hissettirememiştir. Bölge yavaş yavaş Yunan kültürü ve sosyal değerlerinin etkisinde kalmıştır. MÖ 190 yılında sonuçlanan Magnesia Savaşı'nın ardından imzalanan Apameia barşı uyarınca komşu bölge Karya ile birlikte savaşta Roma tarafında yer alan Rodos’a bırakılmıştır. Likya Birliği bu yıllarda Rodos’a karşı direniş amacıyla kurulmuştur. MÖ 168-167 yıllarında ise Roma İmparatorluğu Likya’nın bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu yüzyıl içerisinde Anadolu’nun birçok bölümü Roma eyaleti şeklinde düzenlenmiştir fakat Likya bağımsızlığını korumayı başarmıştır. Bunun önemli nedenlerinden birisi Mithridates VI. Eupator tarafından başlatılan Roma aleyhtarı eyleme katılmayıp Roma tarafında yer almasıdır. Bununla birlikte MÖ 1. yüzyılda karışık Roma politikasından da etkilenmiştir. Ksantos halkı, Pers istilalarında olduğu gibi, bu dönemde de kendilerine saldıran büyük askeri güçlere karşı direnmişler, savaşı kazanamayacakları anlaşıldığında da toplu intihar yolu ile kendilerini yakmışlardır. Roma, Likya Birliği’ni yeniden ayağa kaldırmak için, bu felaketten arda kalanlara, destek verir. M.S. 42-43 yıllarında imparator Claudius tarafından Provincia Lycia adı ile eyalet haline getirilir. Söz konusu eyalet M.S. 72-73 yıllarında imparator Vespasianus tarafından Provincia Pamphylia eyaleti ile birleştirilerek Likya ve Pamfilya Eyaleti (Provincia Lycia-Pamphylia) oluşturulur.
Likya, M.S. 2. ve 3. yüzyıllarda yaşadığı büyük depremlerin ve M.S. 6. ve 8. yüzyılları arasında yaklaşık 200 yıl süren veba salgınının ardından bir daha kendisini toparlayamamıştır. M.S. 8. yüzyılda Arap akınları ve bu süreye kadar da korsan saldırıları sebebi ile terk edilen bölge, 13. yüzyılda Türk Beylikleri ile yeniden yerleşime açılmıştır.